Duyurular 
English
 
Anasayfa Biografi Galeri Medya Yazılarım İletişim
Sanat Penceremden Yaşama Dair tüm yazılarımı, yorumlarımı burada sizlerle paylaşacağım.
 
 
İSLAM'DA RESİM VE HEYKEL
Mustafa Günen

 

NAHL-116-Dilleriniz yalana alışageldiğinden dolayı, Allah’a karşı yalan uydurmak için, “Şu helâldir”, “Şu haramdır” demeyin. Şüphesiz, Allah’a karşı yalan uyduranlar, kurtuluşa eremezler. HAC-30-Bu böyle. Kim Allah’ın hükümlerine saygı gösterirse, bu, Rabbi katında kendisi için bir hayırdır. Haramlığı size okunanların (bildirilenlerin) dışında bütün hayvanlar size helâl kılındı. Artık putlara tapma pisliğinden kaçının, yalan sözden kaçının.

Her bölümde konuya başlarken önce o konu ile ilgili ayetleri veririm. Ayrıca yukarıdaki ayetler gibi Yüce Allah’ın yaratılış amacını belirten “ilke ayetleri” veya ilkeleri örnekleyerek açıklayan ayetleri vardır. İşte ben bu ayetleri birçok bölümde konuyu daha iyi ifade edebilmek için tekrar vermişimdir. Aynı şimdiki konumuz olan İslam da resim ve heykelin yasak olduğu inanışında olduğu gibi.

Eğer İslam da dini bir yasaktan bahsediliyorsa dikkat etmeniz gereken tek husus vardır. O da dini bir konuda yasak getirmenin yalnızca Yüce Allah’ın tekelinde olduğudur. Bu da şu demektir; dinde var olduğuna inandığınız herhangi bir yasağın Kuran’da doğrudan adı geçmelidir. Geçmiyorsa o konuda dini bir yasak olduğundan hiçbir şekilde bahsedilemez. Ne var ki İslam dünyası tarih boyunca Kuran’ın bu hükmünü hiç umursamamış, savsaklamış adeta yok saymıştır. Tabiri caizse önüne gelen, beğenmediği konulara dini yasaklar getirmiş, Allah adına hükümler ortaya koymuştur. Bunun böyle olduğu NAHL-116’da çok iyi bir şekilde belirtilmiştir. Dilleriniz yalana alışageldiğinden dolayı diye başlayarak bu konudaki tehlikeye dikkat çekmiştir. Ardından da  Allah’a karşı yalan uydurmak için, “Şu helâldir”, “Şu haramdır” demeyin ifadesini kullanarak yerinde bir üslupla da Müslümanları uyarmıştır.

Bu ayette iki önemli konuya vurgu yapılmaktadır. Birincisi, İnsanların “Şu haramdır. Şu helaldir” düşüncesiyle birtakım dini yasaklar getirme konusunda son derece ciddiyetsiz, hiç çekinmeden, korkmadan kolayca yalan uydurabildikleridir. İkincisi ise Kuran’da doğrudan adı geçmeyen bir şeye haram, yasak diyenlerin Allah’a karşı yalan uyduran kişiler olarak nitelendirildiğidir. Ayrıca bu kişilerin akıbetlerinin çok kötü olacağı vurgulanmaktadır. Bu durumda  şöyle bir problem ortaya çıkıyor; dinde şu helaldir, şu haramdır, şu yasaktır diye hüküm verenler, bu konuda sözlerine güvenilen uzman kişilerdir. “Peki sıradan inananlar duydukları helali haramı nasıl ayırt edecekler?” diye sorabilirsiniz. Öncelikle şunu söyleyeyim Kuran bu hususu Haşa atlamış değildir. Tam tersine net ve basit bir ölçüt getirmiştir. Yukarıda Kuran’daki temel ilkeleri örnekleyerek açıklayan ayetlerden bahsetmiştim. İşte o ayetlerden biri de Hac-30 ayetidir. Dinde nelerin helal; nelerin haram; nelerin yasak olduğu hususuna, onların nasıl ayırt edileceği konusuna en sıradan inananın bile kolayca anlayabileceği bir kıstas getirmiştir ve çok basittir. Kıstas şudur: Dinde nelerin haram veya yasak edildiği Kuran’da açıkça ismi verilerek tartışmaya mahal vermeyecek şekilde bildirilmiştir. Oradan öğrenebilirsiniz. Ayetteki ilgili cümleyi tekrar okuyun Haramlığı size okunanların (bildirilenlerin) dışında bütün hayvanlar size helâl kılındı. Bu ayet, içerik olarak eti yenecek hayvanlarla ilgili olduğu düşünülerek okunur. Ancak aynı zamanda Kuran’da bildirilen tüm helal, haram, yasaklar konusundaki ilahi ilkeye de örnek bir ifadedir. Şu kıstası belirtir. Size haram edilen şeyler Kuran’da, türleri, durumları, sakıncaları, isimleri okunarak açık ve net olarak belirtilmiştir. Bunun dışında kalanlar helal edilmiştir (Yahut haram değildir karar size kalmıştır) Görüldüğü gibi çözüm gayet basittir. Yaratıcı birçok konuda helallerin listesini yapmamış bunun yerine zaten cüzi olan haramları, yasakları, doğrudan isimleri ve gerekçeleri ile bildirip geri kalanına helaldir diyerek; haram olmaktan çıkarmış, insanların kararına durumlarına bırakmıştır.

Bu arada: Yarattığı insanı çok iyi bilen Allah, dinde helal, haram, yasak gibi hükümlerin yalnızca kendi tekelinde olduğu halde; sapık, art niyetli veya işgüzar insanların dinin içine birçok uydurma yasaklar koyacağını bildiği için, ayetin sonunda da yalan sözden kaçının diyerek inanan insanları uyarmıştır.  Yani yalan ürünü dini hükümler olacağını, o yalan hükümlerin uygulanmaması onların topluma yayılmaması için çok dikkatli olunmasını ve onlardan uzak durulmasını emretmiştir. Burada şunu belirteyim. Dinde herhangi bir yalanın hükmünü yalnızca uyduran kişiler değil; onu uygulayanların da akıbetinin çok kötü olacağı Kuran’da defalarca belirtilmiştir. Bunu da unutmayın

Şimdi gelelim resim ve heykel yasağına; ancak önce bu konuya ilişkin belirtmem gereken bir husus var; peygamber döneminde resim ve heykele karşı refleks olarak bir takım tedbirler alınmış olabilir ve de çok makuldür. Zira o zaman Müslüman olan ashabın neredeyse tamamı daha önce putperestti putlara namaz kılarlar, secde ederlerdi. Yani Müslüman olduktan sonra kıldıkları namazların da secde ederlerken önlerinde heykel veya resim gibi objelerin olması yanlış değerlendirmelere yol açabilir ihtimaline karşı yasak edilmiştir. Burada şu yanlışa düşülmesin. Yasak öyle zannedildiği gibi namaz kılan ashabın eski inancına döneceği endişesi ile değildir. Zaten iman konusunda bu şekilde endişelerle tedbir almak Kuran’ın ruhuna aykırıdır. Onun için bu yasak: Onları bu şekilde gören kişiler, tekrar eski inançlarına dönüp, puta secde etiklerine hükmedebilme ihtimali içindir. Onun için bu olumsuz duruma sebebiyet vermeme amacıyla, kendilerince tedbir olarak heykel ve resimleri kaldırmış olabilirler. O şartlarda bu davranış çok mantıklıdır diyerek konumuza devam edelim.

İslam dünyasında Resim ve Heykel  hadislere dayanarak yasaklanmıştır. Bu yasak temelde iki akıl dışı dayanağa oturtulmuştur. Birincisi ve bence asıl gerekçe olan Resim ve heykelin Tanrı sembolü olduğu onların bir tapınma objesi olarak kabul edildiğidir. Dolayısı ile onların bulunduğu yerde ibadet etmenin riski olduğu için yasaktır. İkincisi ise bu sapık ve akıl dışı gerekçeye bilim dışı bahane eklemişler; o da canlı resmi veya heykeli yapmak. Allah gibi olmak, ona özenmek olarak kabul edileceği sapıklığıdır. Sapkınlıklarına ikna için ise bunları yapanlardan ahret de onlara can vermesi istenecek senaryolar yazmışlardır. Arkasına da O’nu tenzih ederim Peygamberi koyarak sapıklıklarına uygun hadisler uydurmuşlardır. Önce cansız tapınma objesi yani putun Allah katında ne olduğu konusuna bir bakalım. Ayetlerinden birini aşağıda verdim. Onu dikkatle okuyun sonra konuya devam edeceğim.

AHKAF-5- Allah'ı bırakıp da kıyamet gününe kadar kendisine hiçbir cevap veremeyecek olan putlara dua eden kimseden daha sapık kim olabilir? Oysa taptıkları şeylerin, onların yalvarışlarından haberleri bile yoktur.

İslam dünyasında resim ve heykelin yasak olup olmadığı asırlardır akıl dışı bir şekilde tartışılıyor ve hakim yorum ise yasak olduğu hükmündedir. Bu hükmün akıl dışı olduğunu söyledim. Zira yukarıda da açıkladığım gibi böylesine önemli bir yasağın Kuran’da açık olarak bildirilmesi gerekir. Dinin eksiksiz tamamlandığı ve Kur’an da her şeyi apaçık olarak örnekleri ve detayları ile açıklandığını bildiren yüce Allah’ın, böyle bir yasağa ilişkin tek bir ayeti bile yoktur. Bu konu Peygamberden yüz elli yıl sonra ona atfen tümü uydurma hadisler vasıtası ile gündeme gelmiştir. Ve İslam dini ile bir ilişkisi yoktur. Olamaz çünkü Kur’an da bize anlatılan Allah’ın tarzına uymuyor. Kendi yarattığı inisiyatif kullanamayan yani tanrılık iddiasında bulunamayacak bir nesneyi Yüce Allah muhatap alıp ona öfkelenip,  birtakım yasaklar getirir mi? Elbette getirmez. Onun öfkelendiği ve yasakladığı şey insanların yalnızca Allah’tan istemeleri gereken şeyleri bazı nesnelerden isteyerek onları puta dönüştüren zihniyetleridir. Kısaca Kuran herhangi bir resim, heykel gibi nesneyi bu şekliyle muhatap alıp yasaklamaz. Çünkü onlar cansız varlıklardır Onun muhatabı insanın bu çarpık inanç zihniyetidir ve tüm yasaklar da bu zihniyetedir. AHKAF-5 ayetinde: Putların hiçbir şeyden haberleri olmadığını belirtip onları muhatap almaz ve onlara tapmanın sapıklık olduğunu vurgular Oysa taptıkları şeylerin, onların yalvarışlarından haberleri bile yoktur cümlesi de bunu net olarak açıklıyor. Putları (tapınılan şeyler) değil insanları kınıyor ve tehdit ediyor.

Zaten eğer tapınma konusu olan nesnelere yasak gelseydi yalnızca resim ve heykele değil daha birçok şeye yasak gelirdi. İnanç tarihine baktığınızda canlı cansız birçok objeye tanrı veya onun güçlerinden biri olarak inanıldığı bilinir. Onlara birtakım ritüeller (İbadet şekilleri) geliştirerek taptıkları bilgisi ile doludur. Örneğin Aslan, Boğa, Yılan, İnek V.s gibi birçok hayvana tapmışlardı. Günümüzde dahi bazı hayvanlara tapan toplumlar vardır. O zaman tapınma objelerine yasak getirilecekse bu hayvanlar var diye Müslümanlara hayvanat bahçesine gitmek de yasak olurdu. Hinduların ineğe verdikleri kutsallıktan ve tapındıklarından dolayı oradaki Müslümanlara inek beslemek de etinden sütünden faydalanmak da yasaklanırdı.

Bu arada tapınılan cansız varlıklar da var. Örneğin Hz Ömer’in bir anekdotuna göre helvadan tanrı heykeli yapıp önce tapar daha sonra onu yerlermiş. O zaman Peygamberimiz bu gelenekten dolayı helva yapmayı yasaklardı. En azından Hz Ömer’e helvayı yasaklardı. Yine bildiğiniz gibi Hindistan da Ganj nehri kutsaldır. Hindular nehri Tanrıça Ganga'nın kişileştirilmiş formu olarak kabul ederler ve çeşitli ritüellerle taparlar. Yaklaşık üç bin kilometre uzunluğundaki bu nehrin kenarında yaşayan Müslümanlar ne yapacaklar nehri yok mu sayacaklar veya suyundan faydalanmaları yasak mı olacak? Hele bir de tanrı objesi konusunda en çetrefillisi olan Güneş var. Güneş en eski en yaygın ve etkili tanrı objesinden biridir. Ona nasıl bir yasak getirilecek. Eğer tapınılan nesneler yasak gelseydi bu durumda aynen resim ve heykelde olduğu gibi günışığı olan yerde de ibadet etmek, namaz kılmak da yasak olurdu Her neyse bu örnekler uzar gider diyerek burada keselim ve hiç uzatmadan konuyu Kuran’a götürelim ve doğrudan heykelin adı geçen ayeti vererek devam edelim

SEBE-13-Cinler, Süleyman için dilediği biçimde kaleler, heykeller, havuz gibi çanaklar ve sabit kazanlar yapıyorlardı. Ey Davûd ailesi, şükredin! Kullarımdan şükredenler pek azdır.
Okuduğunuz gibi ayet cinlerin Hz Süleyman’a diğer bazı nesneler ile birlikte adı doğrudan verilen bildiğimiz heykeller de yapmışlar. Ben bu ayette üzerinde düşünülmesi gereken hususu altını çizerek verdim. O da Ayetin başında verilen Süleyman için dilediği biçimde ifadesidir. Yani Hz Süleyman hangi şekilde, nasıl hoşuna gidiyorsa o şekilde resimler,heykeller yaptırıyormuş. Burada akıl yürütülmesi gereken husus şudur. Süleyman bir Peygamberdir. Dolayısı ile o da namaz kılıyordu ibadet ediyordu . Eğer resim ve heykel yasak olsaydı, onların olduğu yerde namaz gibi ibadetler men edilseydi, yapılmasaydı veya en azından bu gün zannedildiği gibi sakıncalı bile olsaydı, koskoca Peygamber bunu bilmez mi? Kesinlikle bilir ve hiçbir şekilde heykel yaptırmazdı. Hadi hata yaptı ve heykel yaptırdı diyelim. O zaman da diğer bütün peygamber hatalarında olduğu gibi Hz Süleyman’ın bu konuda uyarılır hatası düzeltilir ve onun heykel yaptırması ayette negatif olarak bahsedilir ve eleştirilirdi. Ancak ne bu ayette ne de Kuran’ın başka bir ayetinde Hz Süleyman’ın heykel yaptırması veya başka heykeller eleştirilmemiştir. Eleştirilen insanın heykel gibi nesneleri puta dönüştürüp ona tapmasıdır. Çünkü Hz Süleyman o resim ve heykelleri süs olsun, güzellik olsun diye yaptırmıştır dolayısı ile Ayetten de anlaşıldığı gibi Kuran açısından hiçbir sakıncası yoktur.

Diyelim ki birisi yaptırılan o heykellerin önlerinde secde edip onlara yakardı taptı. Sorumlusu ne Hz Süleyman olurdu, ne heykel olurdu, nede o heykeli yapan olurdu. Sorumlu yalnızca o heykele tapan onlara put muamelesi gösteren kim ise, o olur. Cezalandırılacak olan da yalnızca o kişi olurdu. O heykeller de yine süs eşyası olarak anılırdı. Kuran’dan çıkan ilahi tarz budur.

Buraya kadar resim ve heykelin tapınma objesi kabul edilmesiyle ilgili olarak yorum yaptık. Şimdi konunun daha iyi anlaşılması için gelelim yukarıda verdiğim bu yasağın ikinci dayanağına. O da: Resim ve heykel yapmak mahşerde, yaratıcılığa soyunmak, haşa Allahlık iddiasında bulunmak olarak değerlendirilecektir iddiasıdır ki bugün çeşitli medyalarda boy gösteren ünlü hocalar ve koskoca ilahiyat profesörleri bile  adeta NAHL-116 ayetine inat çok da rahat bir şekilde: Resim ve heykel yapmak haramdır diyebiliyorlar. Kahredici olanı ise bu akıl ve Kuran dışı sapık yoruma dayanak olarak Peygamberimize iftira uydurma hadisleri gösteriyorlar. Birkaç tanesini aşağıda verdim okuyun.   

Şu suretleri yapanlar kıyamet gününde azap görürler ve kendilerine yaptığınız suretlere can verin denilir (Müslim 6:368).

Canlı resmi yaparak Allahü teâlânın yarattıklarına benzetmeye çalışanlar, kıyamette en şiddetli azaba uğrarlar.) [Buhari, Müslim]

Okuduğunuz bu hadislere benzer onlarca hadis vardır. Kolayca anlaşılacağı gibi bu hadisler resim ve heykel yapanlar Allahlık iddiasında bulunuyorlar, onun için bu kişiler en şiddetli azaba uğrayacaklardır eksenine oturtulmuştur. Ne acıdır ki ilahi adaleti hiçe sayan bir cüretle bu uydurma suçu derecelendirmişler, resim ve heykel yapan sanatçıların görecekleri azap iğrenç suçları işleyenlerden, tecavüzcülerden, katliam yapanlardan daha şiddetli olacağını ayrıntılarla uydurmuşlar; tabiri caizse yalanlarının üstüne tüy dikmişlerdir. Yukarıda da anlattığım gibi bu hadisleri kuran kesinlikle onaylamaz. Biraz aklınızı kullanırsanız bunu hemen anlarsınız. Bunun için Yeniden Hz Süleyman olayına dönelim. Bilindiği gibi Hz Süleyman bir sultandı. Onun için o heykel yapılmasını istediğinde onun, isteği emirdir dolaysı ile bu emri alanların yapamayız deme şansı yoktur. Derhal yapmak zorundalar ve yapmışlardır. Eğer resim ve heykel yapanlardan ona can vermesi istenecekse, ayette anlatılana göre heykellerin sorumlusu Hz Süleyman olduğu için ondan can vermesi istenecektir O da bunu yapamayacağına göre Allahın peygamberi en şiddetli azaba çarptırılacaktır. Eğer bu hadisler doğrudur, derseniz o zaman Hz Süleyman’ın akıbeti budur. Çünkü yapılan heykellerin tek sorumlusu odur.

Bu hadislere sağlam diyenlerin bu konuda göremedikleri daha vahim bir husus vardır ve de çok üzücüdür. Şöyle ki: Tüm Kuran’ı bize tebliğ eden Hz peygamberimizin SEBE 13 ayetini bilmemesi mümkün mü? Elbette değil ve kesinlikle bilir. Öyle ise Heykel konusundaki bu hadisleri söyleyen Hz Muhammed, dolaylı olarak kendisi gibi peygamber olan Hz Süleyman’ın akıbetinin cehennem olacağını söylemiş demektir. Yine bu hadisler sağlamdır diye düşünenler, aynı zamanda şunu demiş oluyorlar: Peygamberimiz bu hadisleri söylediğinde Allah onu uyarmadığına göre hadislerde bildirilen heykeller ile ilgili ilahi hüküm doğrudur. O zaman Peygamberlerini en küçük hatalarında bile derhal düzelten Yüce Allah heykel yaptıran Hz Süleyman’ı uyarıp engellemeyerek haşa ona haksızlık etmiş, komplo kurmuş oluyor. Zira yukarıda da söyledim Hz Süleyman heykel ile ilgili böylesine ağır bir ilahi hükmü bilse koskoca Peygamber hiç böyle bir hata yaparak riske girer mi? Elbette girmez, hiç heykel yaptırmazdı.

Bu arada bazı sapık zihniyetliler İslam’dan önce ve İslam’dan sonra! şeklinde bir manifesto geliştirmişler. Birçok konuda yaptıkları gibi resim ve heykel yasağının da peygamberimizden itibaren geldiği kılıfına koymuşlar. Ve böylece Hz Süleyman’ın heykel yaptırmasını da yasağın dışında tutmaya kalkmışlardır. Ancak İlahi hükümler konusunda Tüm peygamberler İslam’ı tebliğ ettikleri için; İslam öncesi, İslam sonrası diye bir zaman dilimi Kuran’da yoktur. Sadece vahyin tebliğ edilmemiş veya duyulmadığı Cahiliye dönemi vardır. Aksini iddia edenler şu ayeti okusunlar;

AHZAP-62-Daha önce gelip geçenler hakkında da Allah’ın kanunu böyledir. Allah’ın kanununda asla değişme bulamazsın.

Bu ayet de çok önemli ilkesel ayetlerdendir.   Daha önce gelip geçenler  yani Hz ademe kadar bütün Peygamber kavimleri hakkında da Allah’ın kanunu böyledir onlara bildirilmiş, kanunlar ve Kuran’da size bildirdiğim kanunlar aynıdır: Allah’ın kanununda asla değişme bulamazsın. Bu hususu tartışmayın bile diyerek yüce Allah noktayı koymuştur. Bu ayete ilke ayeti dedik, ilkesi şudur: Kendilerine peygamber gönderdiğimiz tüm toplumlara bu Kuran’da bildirilen kanunların aynısını gönderdik. Gönderilen bu kanunlarda en ufak bir değişiklik kesinlikle yoktur, söz konusu değildir. Burada şunu atlamayayım Kur’an  bu ilahi kanunlar için toplumların durumuna ve çevresel şartlarına göre bazı uygulama  şekillerinin verildiğini bildirmiştir. Buna da şeriat demiştir diyerek tekrar konumuza dönelim:

Ayette de görüldüğü üzere bu cahil zihniyetin ürettiği yalan hadisleri Kuran’a götürmek dahi mümkün değildir. Ancak ben çok gerekli olduğu için bu hadisleri kendi mantığı içerisinde inceleyeceğim.

Bu konudaki tüm hadisler canlıların resmini ve heykelini yapmanın Allahlığa soyunmak, Allahlığa özenmek olduğu için haram olduğu eksenine oturtulmuştur dedik. Bugün de bu akıl ve bilim dışı yorumlara çeşitli medyada sıkça rastlarsınız. Birçok ünlü hocalar, ilahiyat uzmanları, profesörler resim ve heykele ya haram ya da sakıncalıdır, doğru değildir gibi negatif yorumlar yaparlar. Ancak hepsinin de ittifak ettikleri bir yorum vardır o da dağlar, ovalar, denizler, dereler, ormanlar, ağaçlar gibi manzara resimlerinin hiçbir yasağı olmadığını söylerler ve önerirler. Tabi ki şimdi ben bu yoruma beş yaşındaki çocukların bile vereceği cevap olan onları da Allah yaratmadı mı cevabını vermeyeceğim. Ben haramların konusu olan canlı varlıkların tasnifi konusundaki büyük yanlışlığa dikkat çekip bu bağlamda bir yorum yapacağım: Bu hadisleri uyduranların yaşadığı zamandaki bilimsel seviyelerine bakarsanız onların canlı varlıkların neler olduğu konusunda yanılmış olmaları zaten kaçınılmazdır. Peki o akıl ve bilim dışı hükümleri bugünkü bilimsel seviyedeki zamanda yaşadığı halde bizlere taşıyan ilahiyatçılar ve hocalara ne demeli? Hiç mi fen dersi okumadınız demekle yetinelim ve kısaca canlı varlıkların ne olduğundan bahsedip konuya davam edelim. Madem ki günümüzdeki bilimsel seviyeden bahsettik. O zaman canlı ne demektir onu da Türkiye’nin resmi bilim kurumu olan Tübitak’ tan öğrenelim.

CANLI, organize olan ve bu organize karakteri sayesinde de kendi devamını sağlayabilendir. Kendiliğinden çeşitli kimyasal tepkimeleri gerçekleştiren, bu tepkimeler sayesinde yapı taşlarını kendisi oluşturabilen veya gerektiğinde bunları yıkabilen, üreyebilen, içinde bulunduğu koşullardan haber alabilen ve bunlara karşı tepkiler oluşturabilen ve en önemlisi de, bunların hepsini yapabilmek için mutlaka enerjiye ihtiyaç duyan her şey "canlıdır"( Bilim ve Teknik-2002)

Bu bilginin ışığında yine bilimsel devam edelim. Canlıların muhtevası konusundaki en temel bilgi şudur: İnsanlar, Hayvanlar, Böcekler, Bitkiler tümü canlı varlıklardır ve bütün bu canlılar en küçük birim olan hücrelerden meydana gelmişlerdir. Hücrelerde içerik olarak çok az farklılıklarla aşağı yukarı aynı Organele (bildiğiniz yaşama organları) sahiptirler, şekillerinde fark vardır. Ama yapı olarak hemen hemen aynıdır. Genel çalışma şekli de aynıdır bilgisini verdikten sonra konuya dönelim.

Bu bilgilere rağmen Resim heykel yapmak haramdır, manzara yapmak helaldir diyen, hadislerdeki bu hükme katılan ilahiyat uzmanı ve hocaların manzaranın sakıncası olmadığını neye dayanarak hükmediyorlar veya bu yorumlarına ilişkin Allah katından edindikleri garantileri nedir, doğrusu çok merak ediyorum. Bu konuda yapılmış doyurucu hiçbir açıklama, hiçbir bilgi yoktur.

Öyle ya eğer canlılar sistemini yaratan Allah canlı heykeli ve resmi yapanlardan onlara can vermesini isteyecekse, ağaç da canlıdır onun resmini yapanlardan meyvesini, tarla resmi yapanlardan hububat, asma resmi yapanlardan üzüm; çiçek resmi yapanlardan da kokusunu isteyecektir. Çünkü bu saydıklarımın tümü canlı grubundadır. Dolayısıyla canlı nesneler ile ilgili bilimsel gerçeğe göre bunların resmini yapmayı da harama dahil etmeleri gerekir.

Bu konuda daha vahim bir durum var o da şu; haşa bu konudaki onlarca hadisi söyleyen Peygamberimizin demek ki bu bilimsel gerçekten haberi yoktu. Hadi öyle oldu diyelim; O zaman Haşa Allah da mı kendi yarattığı sistemi unuttu da bitkilerin de canlı olduğu konusunda peygamberini uyarmadı. Gördüğünüz gibi akıl dışılık had safhada. Elbette canlı resmi yapmanın Allahlığa soyunmak olduğu için haramdır derseniz bu sonuçlar çıkar.

Zaten bu hükmün uygulanmasında da çok açık bir çelişki var nedense dile getirilmiyor veya fark edilmedi. Konu ile ilgili hadislere bakarsanız hiçbirinde resim ve heykel suçlanmıyor. Onları yapanlar suçlanıyor. Hatta bazı hadislerde resim ve heykeller bile kendini yapanlardan şikayetçi oluyor, onlara azap edilmesini istiyorlar. İşte tutarsızlık da burada başlıyor. Madem ki resim ve heykel suçlanmıyor, onları yapanlar suçlanıyor. O zaman neden resim ve heykelin bulunduğu yerde namaz kılınmaz, ibadet edilmez, Cebrail onların bulunduğu yere girmez. Bu kadar çelişkili bir hüküm olur mu? Her şeyden önce akla ve nesnelere haksızlık olduğu için ilahi adalete de aykırıdır. Eğer bir yasak olacaksa onları yapan ressamların ve heykeltıraşların olduğu yerde namaz kılınmaması, ibadet edilmemesi gerekir öyle değil mi? Çünkü sözüm ona Allahlık iddiasında olanlar eserler değil onları yapan sanatçılar ve ceza görecekler de onlardır. Ancak nedense ibadet sadece süs eşyası olan resim ve heykellerin bulunduğu yerde yapılması yasaklanıyor. Mantıksızlığı görüyorsunuz değil mi? Beş yaşında bir çocuk bile bunu fark eder.

Akıl yürütmeye devam edelim. Günümüzde okuma yazma bilen herkes tüm evrenin sayılı (92) temel elementlerden meydana geldiğini bilir ve bu elementleri kullanmadan bir bulgur tanesinin zerresinin bile yapılamayacağının da bilincindedir. Dolayısıyla bunu ressamlar da heykeltıraşlar da bilir. Şüphesiz Allah da insanların henüz aklından geçmeyen veya geçen düşünceleri bileceği için sanatçıların da hiçbir şeyin yoktan var edilemeyeceğini bildiklerini bilir. O zaman heykel ya da resim yapan bir insanın eserinin karşısına geçip ben de bir canlıya benzer bir şey yaptım; öyleyse ben de biraz Allah’ım diye kesinlikle akıllarından geçirmediğini de bilir. Zaten bunu diyen, düşünen sanatçı yoktur. Olmaz da.

Ayrıca resim ve heykel yapanlardan can vermesi istenecek gibi akıldışı sapkın uydurma hükümlerin arkasına Allah’ı koymak çok tehlikelidir. Çünkü bilimin seviyesine ve gelişme hızına bakarsanız insanoğlu gelecekte tıpkı insana benzeyen hatta daha kusursuz görüntüde olan, ondan daha mükemmel işler, hareketler yapabilecek robotlar yapacaktır. Bu uydurma hadislere göre de Allah bu robotları yapanlardan can vermesini isteyecektir. Robotlar da mükemmel bir şekilde insanın da yapamayacağı hareketleri yapınca Allah onları yapanlara ne diyecek? Haşa tebrik ederim mükemmel bir şeyler yapmışsınız buyurun cennete mi diyecek? Böyle bir kurgu yaptığım için Allah beni affetsin ama bu hadislerin hükmüne göre başka sonuç olmaz. İşte bu gerçekten dolayı Kuran’ın hiçbir yerinde resim, heykel ve onları yapanlarla ilgili negatif bir ayet yoktur. Peki nasıl oluyor da bu tür Kuran dışı düşünceler ve hükümler dine giriyor. Yukarıda da söylediğim gibi bunun nedeni gayet basit.  İnsan putperestliğe meyillidir. Bu Kuran’da da verilmiştir önce ayeti verelim sonra konuya kısaca bir bakalım.

YUSUF-106- Onların pek çoğu Allah'a ortak koşmaksızın iman etmezler.

İnsan çevresindeki varlıklarla. Maddeler ile ilgili bilgileri duyu organları vasıtası ile edinir. Kısaca varlıklardan gelen fizik verileri görme, işitme, koklama, tatma ve dokunma organlarımızla değerlendirir, varlıklarını kabul eder, algılarız. Bu algılama şeklimizi, tarihi kalıntıları ziyaret ederken de yaşarız. Birçok tarihi olayın bilgisine sahibizdir. Ancak o olayların geçtiği harabelerde bulunurken onları daha çok hissederiz. İşte insan objeperest bu algılama sistemini Allah gibi fizik olmayan soyut varlıkları kabul edebilmek için de kullanır. Yani ona fizik semboller vererek onu daha kolay içselleştirir, objeyi (Put) görmek, ona dokunmak suretiyle Allah’ı daha kolay algılar; onun varlığına kendini ikna eder. Böylece Kuran’da da bildirildiği gibi bu putların kendilerini Allaha yaklaştırdığını zanneder. Bu semboller vasıtası ile onunla kontak kurabileceğine dualarının kabul edileceğine inanır. Bu yüzden de ihtiyaç olduğunda ona ulaşabilmek için adres olsun diye ona mabetler yapmıştır. İşte ayet “Onların pek çoğu Allah'a ortak koşmaksızın iman etmezler” diyerek insanın bu ilkel davranış biçimine dikkat çekmiş; ancak birçok ayette de işletilen aklın bu sapıklığa düşmeyeceğini onu kolayca düzelteceğini bildirmiştir. Ne var ki insanlık inançları konusunda aklını hemen hiç kullanmamıştır. Dolayısı ile teknolojisi çok gelişmiş olmasına rağmen putperestlikten bir türlü kurtulamamışlardır.  

İşte yukarıdaki gibi hadisleri uyduranlarda bir türlü kurtulamadıkları putperestliklerini gizlemek için resim ve heykel yapanların Allahlığa özenmiş olacakları eksenine oturtmuşlardır. Ancak yukarıda açıkladığım gibi bu akıl dışı bir bahanedir. Ayrıca put yalnızca resim ve heykel değildir. Çünkü putun hangi maddeden yapıldığı önemli değildir. Dağ, taş, insan, hayvan, güneş, yıldız, heykel, resim, ağaç vs. her şey put olabilir. Allah’tan bir şey istemek, ona dua etmek, ona ibadet etmek için bu nesneleri vasıta olarak kullandığınızda onları Allah katındaki tek adı olan puta dönüştürmüş olursunuz. Sonuç olarak da müşrik olursunuz. Kullanmadığınızda ise bu nesnelerin orijinal hali ne ise, niçin yapılmışlarsa süstür, hatıradır, vs gibi Allah katında da öyledir. Gerçek bu kadar basittir.

Buna göre bir Müslüman oda dolusu heykel ve resim olan bir mekanda namaz kılabilir. Hiçbir sakıncası yoktur. Zira onu görenler secdeyi putlara değil Allah’a yaptığını bilirler. Oradaki hiç kimse namaz kılan bir Müslüman için puta secde ediyor düşüncesine kapılmaz. Bu da bir gerçektir.

Bu gerçeğe rağmen yine de resim ve heykel yasaktır, sakıncalıdır diyenler dolaylı olarak Allah’a hakaret etmiş olduklarını da unutmasınlar. Zira resim ve heykelin bulunduğu mekanda namaz kılınmaz demek: orada namaz kılan biri için Allah, bu kulum namaz kılıyor ama önünde resim ve heykeller var diyerek onun kime secde ettiği konusunda şüpheye düşebilir demek ile eşdeğerdir ve küfürdür. Namazı Allah kabul edecektir ve o sizin kime, neye secde ettiğinizi bilir. Önünüzde heykel olup olmaması da önemli değildir. O varsa kafanızdaki putu da bilir ve ona göre hükmeder. Zaten kıldığınız namaz da önünüzdeki bir resim veya bir heykel yüzünden sakatlanacak kadar zayıf inançta iseniz Kabe’nin ortasında da kılsanız o namazın size faydası olmaz. Bunu iyi bilin.

Tabi bu konuda değinmeden geçemeyeceğim çok tartışılan bir husus daha var. O da fotoğraf meselesi. Bu uydurma hadislerin İslam dünyasındaki etkisi yüz yıllarca sürdü. Pek tartışılmadı. Ta ki teknolojinin gelişimi sonucunda ortaya çıkan fotoğrafa kadar. Geriye doğru değerlendirme yapmayacağım. Modern zamanda fotoğraf öylesine yaşamımıza girdi ki onu yasaklamak imkansızlaştı. Böyle olunca da günümüzde bu uydurma hadislere inanan uzmanlar fotoğrafı bu yasağın dışına çıkarmak için akıl almaz bir şekilde mantıksız ve bir o kadar da komik açıklamalar yapıyorlar. Nasıl yapmasınlar. Eğer fotoğrafı yasağa dahil ederlerse gazete, televizyon dahil hiçbir ekrana çıkmamaları gerekir. Bildiğiniz gibi televizyon gibi ekranlar kameralardan aldığı ardı ardına çekilmiş saniyede 24 fotoğraf karelerinin hızlı bir slayt gösterisi şeklinde bize yansıtır. Göz bu hızı algılayamadığı için görüntüleri hareketli görür. Yani ekran görüntüleri de teknolojik bir fotoğraf zinciridir. Dolayısı ile fotoğrafı yasaklamak mümkün değildir diyelim ve fotoğraf ile ilgili medyadan da ulaşabileceğiniz birkaç temel argümana değinerek devam edelim.

Efendim fotoğraf sizin görüntünüzün aynadaki, sudaki yansımasının sabitleşmiş halidir. Nasıl ki aynadaki görüntünüz yasak değilse fotoğrafta yasak değildir mantığına oturtulmuştur. Güler misiniz ağlar mısınız? Sanki ressamın yaptığı resim sabit değil kalkıp geziyor! Sayın hocalar önce şunu bilin ayna, önüne gelmiş nesnenin görüntüsünü yansıtan bir objedir. Kendisi bu yansımayı başka bir obje haline getirmez. Fotoğraf ise bir görüntünün yansımanın yeni bir obje haline dönüştürülmüş halidir. Daha kolay anlaşılması için örnek vereyim. Sizin ayna karşısındaki görüntünüz siz aynanın önünden çekildiğinizde aynada durmaz kaybolur. Ama fotoğrafınız siz önünden çekildiğinizde kaybolmaz orada durur. Çünkü o sizin görüntünüzden üretilmiş artık sizden bağımsız başka bir nesnedir. Onun için aynadaki görüntü ile kıyaslayarak açıklamak akıl dışı ve komiktir Dolayısı ile fotoğraf ile ressamın yaptığı resmin hiçbir farkı yoktur İkisi de görüntünün sabitleştirildiği yeni objelerdir. Tek fark meydana getiriliş yöntemidir. İkisini de insan yapar fotoğrafı makine kullanarak, resmi de boya, fırça v.s kullanarak yapar. Yani Resim de fotoğraf da insan elinin ürünüdür. Birini ressam yapar diğerini de fotoğrafçı yapar. Zaten hadisler: Canlıların görüntülerini herhangi bir şekilde sabit bir nesne haline getirilmesini yasaklamıştır. Yani resim, heykel veya fotoğraf fark etmez. Bunu şöyle açıklayayım. Eğer bu hadisleri uyduranların zamanında fotoğraf çekilebiliyor olsaydı emin olun bu zihniyet resimden önce fotoğrafı yasaklardı.

Bu gerçekten de anlaşılacağı gibi, fotoğraf muaf demek yukarıdaki hadislerin amacına da taban tabana zıttır. Çünkü hiçbir ressam fotoğrafın aktardığı kadar ayrıntıları aktaramaz. İnsan derisindeki gözenekleri, incecik kıllar, bit büyüklüğündeki böceklerin tüyleri bile kusursuz gösterebilen fotoğraf, insanın yaptığı resimden kıyaslanamayacak derecede aslına yakındır. Bu gerçekten yola çıkılınca, yukarıdaki hadislere göre fotoğraf:  canlı resmini yapmanın Allah’ın yarattıklarına benzetmeye çalışmak eylemine resimden daha uygun suç delilidir. Yani fotoğraf Allahın yarattıklarına benzetme konusunda resimden çok daha başarılı bir objedir. Böyle olunca da bu hadislere göre bütün fotoğraf çekenler, çektirenler medyada görüntü verenler, bu uydurma hadisleri savunan hocalar da dahil ressamlardan daha önce cehenneme gidecekler demektir.

Gördüğünüz gibi imandan önce okuma ile başlayan, yüzlerce yerde de bilimi, düşünmeyi, akıl yürütmeyi, araştırmayı emreden kitap olan Kuran’ı hayatlarından dışlayan, ondan başka kanıtların peşine düşenlerden makul ve mantıklı yorum ve hükümler zaten çıkmaz. Buraya kadar resim ve heykel gibi güzel sanatların Kuran’da yasaklanmadığı hususunu geniş olarak işledim. Şimdi de Kuran’ın bu konuya bakışı ne ona bir bakalım. Aşağıdaki ayetleri okuyun:

TEGABÜN-3-Gökleri ve yeri hak ve hikmete uygun olarak yarattı. Sizi şekillendirdi ve şekillerinizi de güzel yaptı. Dönüş yalnız O’nadır.

NAHL-128-Zira muhakkak ki Allah, takva sahibi olanlar ve hep güzellik yapanlarla beraberdir

Ayetlerden TEGABÜN-3 de Bilinen her şeyi Hikmete uygun yani eşyanın bilimsel gerçeğine ve amacına uygun plan doğrultusunda yarattık sizi de aynı plan doğrultusunda şekillendirdik cümlesiyle var edilişimizi belirtiyor. Ve şekillerinizi de güzel yaptı cümlesi ile de sadece var oluşunuza değil estetik, güzel bir varlık olmanıza da dikkat ettik diyor. Ancak ben burada başka bir şeye dikkat çekeceğim. Eğer bu ayeti akıl yürüterek, daha dikkatle okursanız muhteşem bir biçimde verilmiş mesajlarını fark edersiniz. Yüce Allah ayette ne diyor, tüm doğayı ve bizi bir ölçüye uygun olarak yarattığını söylüyor. Ama bir tek insanın kendi şeklini anarak güzel, estetik yani göze hoş gelecek bir şekilde biçim verdiğini söylüyor. Halbuki hepimiz biliyoruz ki doğada insandan çok daha estetik çok daha güzel ve göze hoş gelen canlı türleri var. Binlerce tür kelebekler, böcekler, balıklar renkleriyle desenleriyle insandan çok daha estetik ve güzeller. O zaman bu ayet neden bunları da dahil ederek tüm canlıları yarattık şekillerini de güzel yaptık anlamında değil de yalnızca insanın şekli için güzel kelimesini kullanıyor? Çünkü güzel çirkin hoş gibi estetik kavramları algılayan ve bu konuda değerlendirme yapabilen doğadaki tek canlı insandır da onun için.  Hayranlık duygusu olan tek canlı da insandır. Yalnızca insan güzellik karşısında hayran olabilir ya da beğenmez. Diğer canlıların renkleri şekilleri ne olursa olsun hiçbiri güzel çirkin değerlendirmesi yapamaz. Güdüsel olarak yalnızca faydalı, zararlı, tehlikeli gibi değerlendirmeler yapabilirler. İşte Yüce Allah insana yüklediği bu ilahi program olan güzelliğe dikkat çekmek için bu ayette yalnızca insanın şeklini ve güzelliğini zikrederek insana mesaj vermiştir. Böylece yarattığı tüm diğer güzelliklerin değerlendirilmesini de insanın yapmasını sağlamıştır. Peki bununla kalmış mıdır. Tabi ki hayır NAHL-128 olduğu gibi birçok ayette de İnsandan davranışlarında, sözlerinde güzelliğe önem vermesini,bir şey yaparken de onu güzel bir biçimde yapıp sergilemesini istemiştir.

NAHL-128 - Zira muhakkak ki  Allah takva sahibi olanlar diye başlamıştır. Takva Kuran’ın birçok yerinde Allah’tan sakınmak iyi ve güzel ameller konusunda hassas olmak olarak açıklanır. Yani davranış güzelliği de takvanın içindedir. Ancak bu ayette takva olmayı söyledikten sonra ve hep güzellik yapanlarla beraberdir cümlesinde ise güzelliği ek olarak zikredip, güzellik ve estetiği ayrıca öneriyor. Bu kişilerin kesinlikle kendisi ile beraber olacaklarını söylüyor. Bunu söyleyen Allah elbette bu işi insanın inisiyatifine bırakmamıştır. Mikrodan makro ya yarattığı her şeyi bir plan doğrultusunda planlayan şekillerini de hayranlık verecek biçimde estetik olmalarına dikkat eden, seven Allah insana da bu ilahi tarzı sergileme programı yüklemiştir. Bu program öylesine güçlüdür ki insanoğlu bir şey ürettiğinde kaçınılmaz olarak aynen yaratıcının tarzını izler. Üretilecek şey önce amacına uygun olarak planlanır. Sonra da estetik bir şekilde olmasına dikkat edilerek yapılır. Bu insanı ürettiği her şeyde hakim bir dürtüdür. Konuttan, arabadan, kılık kıyafetten, kullanılan bütün alet ev eşyası ve cihazlarda bu sonucu görürsünüz. Daha iyi anlaşılması için bir iki örnek vereyim. Masa ve sandalye üzerine oturulup yemek yeme amacıyla yapılmış iki eşyadır. Tarih boyunca tüm dünyada hep aynı yalın bir biçimde yapılabilir ve kullanılabilirdi. Böylece amacına uygun üretilmiş olurdu. Ama öyle yapılmadı. Binlerce, milyonlarca farklı biçimde masa, sandalye yapıldı. İşte bu sayısız çeşitliliğin arkasındaki güçlü etki insanların kullanacakları eşyalarının estetik ve güzel olması talebidir. Giyim kuşamda da böyledir. Giyinmenin amacı yaşadığınız coğrafi bölgeye uygun örtünmektir.  Ama aynı bölgede kullanılmak için milyarlarca çeşit kıyafet vardır, sebebi aynı programdır: Güzel görünmek, beğenilmektir. Gördüğünüz gibi insandaki bu estetiğe güzelliğe düşkünlük olmasaydı kullandığımız her şey amacına uygun bir ya da birkaç çeşit yapılırdı.

İşte yukarıdaki hadisleri! Destekleyenlerin bir türlü göremedikleri anlayamadıkları gerçek budur. İnsanın bu estetik ve güzellik tutkusu Allah’ın yüklediği kendi tarzından gelmektedir. İnsandaki estetik kaygının son basamağı da sanattır. Hiçbir eşya kaygısı olmadan sadece güzelliği aktarma ve güzel bir yöntemle eleştiri ve öneri getirme, bilgilendirme amacı taşır. Onun için bu yöntemin adı hemen hemen tüm dillerde “Güzel Sanatlar”dır. Çünkü güzel sanatlar, insanı diğer canlılardan ayıran ilahi bir hediyedir.

Yaratma ile estetik hale dönüştürmeyi birbirinden ayıran, güzelliği önerip ödüllendiren, bu tarzı insana da yükleyen Allah hiç resim ve heykeli yasaklar mı?

 
Yorum Yaz Gerekli alanları (ad, soyad ve e-posta) doldurarak yorumlarınızı Yazar'a iletebilirsiniz.
 
 
 
EKLENME TARİHİ: 9 OCAK, 2014
YUKARI
    güncel YAZILAR
    Hadisler ve Kur'an
    Kur'an'daki Din ve Müslümanlar
    İslam'da Resim ve Heykel
    Kuran'daki Adalet ve Yönetim
   
   
 
 
 
©2015 Mustafa Günen Tüm hakları saklıdır. Görsel ve bilgiler izinsiz kullanılamaz.